ÜÇÜ BİARADA

ÜÇÜ BİARADA

"The Riot Club" trailer.

BİRAZ FAZLA OLUYORSUNUZ O.O
…Tanrı bile gitmemizi istiyor. Bu yüzden dünyayı bu kadar büyük, insanları bu denli küçük yaratmamış mı?

…Tanrı bile gitmemizi istiyor. Bu yüzden dünyayı bu kadar büyük, insanları bu denli küçük yaratmamış mı?

Son Londra sabahına merhabalar…

Güneş’e ve bu şarkıya;

İstediğim hiç bir şey olamadım şu dünyada…
İlk önce, minicikken, sadece içimdeki koca sevgi olmak istemiştim sana olan. O kadar güzeldi ki, o kadar büyük, küçük bir kız çocuğunun kafasını ne kadar kaldırırsa kaldırsın ucunu göremediği, gökyüzüyle birleştiği yere gelemediği binalar gibi hissettiriyordu çünkü. Beyaz bulutlara erişmeye çalışmadan başımı döndürmüştü…

Sonra sen çizdiğim en güzel resmi gözlerimin içine baka baka yırttın. Halbuki saatler içinde bile öylesine büyüyordu ki o aşk! Gökyüzüne ulaşmış, bulutları tatmış bir binaydı çizdiğim… Sonra umut olmak istedim. Evet resmimi yırtmıştın ama gözlerimin içine bakmıştın dimi! O koca, sonradan tüketicek sonradan acı bir tat bırakıcak o aşk olamıyorsam umut olayım dedim bende. Sonra güldüler, çelmeler taktılar. Çünkü umut olmak; gözün bağlı yürümek, ağlarken gülmekti. Dizlerimdeki acının bir şeyler hissettirdiğini, kırmızının gözyaşımdan sonra akabilecek tek şey olduğunu öğrendim sonra, dedimki acı olayım o zaman. Ama içimdeki bulutlara değmeye çalışırken başı dönen umut adında küçük bir kız vardı içimde, yinede, acı olayım dedim ben. Siyah çirkin tüm hücrelerimi saklıyordu çünkü, kırmızı boyuyordu soluk yüzümü… Ama bilmiyordum, acı olmak demek gece kabuslar olmak demekti… Bin bir gece umut kızın gökyüzündeki binalarının kat kat, tuğla tuğla yıkılışını izlemek demekti. Acı olmak çok ağırdı, küçük kızın taşıyamayacağı kadar bina yıkılmıştı yüreğinin üstüne. Zorunluluktan sızı oldum bende. Yaşamla cennetin, cehennemle uykunun, arafla senin arandaki boşluktaki sızı oldum. Koştuğu yollar hep yanlış yere çıkan aç çocuğun ayaklarındaki sızı. Parmaklarımın sana değemediği için parmak uçlarımdaki sızı en çokta… Sızı ama acı olmuş birine çok uçucu geldi. Sonra “yok” oldum. Ve sonra takvimdeki günler olayım dedim; o zaman o on iki yılın etki etmeyen her günü etki eder seni unuturum dedim… 12 yılın her günü oldum! Ve bakınca sonra atmayan kalbime, sustu çırpınmıyor diye insan oldum dedim! Her düşünceyi alnından vurdum aklımdaki çünkü insana fazla diyolardı, çok fazlaydı aklımın içi, çatı katım… Ve farkettim ki aslında “ölü” olmuştum… Kalbim unuttuğundan değil, ondan atmamazlık yapmıyordı, çırpınmıyordu. Anlamadım ki atamazdı sevgilim ölmüştü yıllar önce gözlerinde doğmamış bir çocuk gibi. Yıllar önce ölmüştü; soğuk bedeninden anlamadım ben, nefes almadığındanda. Çünkü sensiz ben zaten öyleydim yaşayan insanlar öyle sanıyordum! Kalbim ondan sonra değil senden sonra “ölü” olmuştu. Sen demiştin “ölü” olsun diye gözlerinle… Ve bende, sonunda, güneş yaşasın diye ışığından vazgeçen, daha da parlasın diye ona veren hırpalanmış, yaralı, meleğin kanatlarının ışığını alıp güneşe verdiği yerlerinden hala göçük ve hala kanayan Ay oldum sevgilim. Çünkü biliyordum her akşam. Çünkü biliyordum sevgilim her akşam gökyüzüne çevirecektin başını, her akşam sevgilim bakacaktın Ay’a, ve yine sevgilim her akşam gelecektik göz göze… Günün nereye çıkarsa çıksın o gün gibi her akşam; bakacaktın gözlerime…

Gittiğim her şehir, sonunda kusuyor beni…

Sensiz geçen milyonlarca doğum günü…

Senin, sensiz kutladığım zilyonuncu doğum günün.

Ve bu sefer ben, gökyüzünde bulutlardan hüzünlü hikayeler yapan şehirdeyim.

Sen, sen baharsın zaten sevgilim!

Olduğun bir yerin kış olması, hüzünlü kalması mümkün mü?

Sen baharın en güzel tonusun; göğsünde en güzel kokusu, gözlerinde kahve dallara umut gibi açan yeşilin en güzel tonu…

Ve ben zilyonlarca yıldır sanki burda yaşıyorum sensiz sevgilim.

Çünkü bu şehrin baharı yok!

Üzgün şehrin, üzgün insanları;

Sadece.

Günlerce gecelerce ağlayan bu şehir o kadar sensiz bene benziyor ki!

Sularında bile sensiz maviye yüzünü dönmüş bu kahverengi şehirim ben sevgilim!

Yüzlerce yıldır soğuk taştan binaları,

Ve rüzgarlarda yolunu şaşırmış güvercinleri,

Thames’im ben, sensiz rengi bilinmeyen zamanlarda çalınmış bir hikayeyim!

Koca bir boşluk insanlarının içindeki ve koca bir kalabalığım sokaklarındaki

Ve günün sonunda senin gününde yine sensiz gökyüzüsüz,denizsiz bir şehirim ben, bu şehir gibi anlamsızım sensiz

"only love can hurt like this.."

Thames’in kenarında en sevdiğiniz şarkıyla karşılaşmaktır mutluluk!

"So why don’t we go, somewhere only we know,
Somewhere only we know.”

Anonymous asked: İçi güzel kendi güzel elleri bambaşka güzel bir hanfendisiniz,hemcinsiniz olarak burada oluşturduğunuz güzel atmosfere hayran kaldım.güzel kalbinizden öpüyorum,yalnız bırakılacak kadın değilsiniz vesselam.

Mesaj büyük ihtimal çok zaman önce geldi ama en azından görünce ne kadar mutlu olduğumu söylemek istiyorum! Bende içten, gülümseten mesaj için teşekkür ederim sevgili hemcinsim hepimiz sevilmeye, mutlu olmaya layığız!

Tek avuntum aynı gökyüzüne yaşamakken sevgilim
Londra’da ne Güneş aynı, ne de yıldızlar var…
Aynı Aya dilekler sıraladığımızı bile hissedemiyorken yaşamak öylesine zor ki…
Kalplerimizin arasındaki mesafelerde koşmak beni yorarken hiç parmak uçlarımın sürtünemeyeceği sana;
Birde insanların saydığı şehirlerin, dillerin yaptığı uzaklıklar var sana.
Ait olmam gereken, olmadığım ses öbeklerinden kaçarken; 
Ait olmamamın garip gelmeyeceğini düşündüğüm yerlere kaçtım. 
Ama yalnızlık his,fiil değilmiş ki; yalnızlık Ben’miş sevgilim!
Yalnızlık doğumumda kulağıma fısıldanan isimmiş hiç bir ülkede değişmeyen…
Yalnızlık teklik, bir’lik de değilmiş sevgilim. 
Yalnızlık dünyanın başka bir köşesindeki sokağa yine sensiz dönmekmiş.
Anlamadığın sözcüklerde yine senin adını bulmak,
Ve başka bir ülkede bile senle hayatın bizi denk getirmesini dilerken bulmakmış kendimi.

Tek avuntum aynı gökyüzüne yaşamakken sevgilim
Londra’da ne Güneş aynı, ne de yıldızlar var…
Aynı Aya dilekler sıraladığımızı bile hissedemiyorken yaşamak öylesine zor ki…
Kalplerimizin arasındaki mesafelerde koşmak beni yorarken hiç parmak uçlarımın sürtünemeyeceği sana;
Birde insanların saydığı şehirlerin, dillerin yaptığı uzaklıklar var sana.
Ait olmam gereken, olmadığım ses öbeklerinden kaçarken;
Ait olmamamın garip gelmeyeceğini düşündüğüm yerlere kaçtım.
Ama yalnızlık his,fiil değilmiş ki; yalnızlık Ben’miş sevgilim!
Yalnızlık doğumumda kulağıma fısıldanan isimmiş hiç bir ülkede değişmeyen…
Yalnızlık teklik, bir’lik de değilmiş sevgilim.
Yalnızlık dünyanın başka bir köşesindeki sokağa yine sensiz dönmekmiş.
Anlamadığın sözcüklerde yine senin adını bulmak,
Ve başka bir ülkede bile senle hayatın bizi denk getirmesini dilerken bulmakmış kendimi.